Merhaba Sevgili Günce

Kendimi bildim bileli-ki 9 yaşıma tekabül ediyor- kendime hedefler koyar, yapılacaklar listesi oluşturur ve bunları uygulamaya çalışırdım. Ancak gerek tabiatımdaki tembellik gerekse içimdeki mükemmelliyetçi çocuğun zaman zaman hortlaması uygulamalarımın yarım kalmasına sebep olurdu. Hep bir amacım, hedefim ya da hayalim vardı yaptığım listelerde... Ancak yapmaya gelince ne cesaretim ne de takatim vardı; bahanelerim, istermiş gibi görünüp aslında istememelerim, yola hızlıca çıkıp sonradan geri dönmelerim. ve daha nicesi... Belki de sadece hayal kurmak, listeler oluşturmak, hedefler koymak beni mutlu ediyordu. Bilemiyorum. Ya da hayatı, mutluluğu da hedef olarak görüyor; ulaşamadığımı görünce de bırakıveriyordum. Oysa Paul Coelho'nun dediği gibi: "...hayat bir trendir, tren istasyonu değil." Evet ben trene binmiştim fakat tren istasyonuna ulaşmaktan başka bir şey gözümde yoktu. Yolculuğun tadını çıkaramıyor; tren penceresinden kafamı uzatıp manzaraya dalmayı aklımın ucundan bile geçirmiyordum. Ve evet bu yüzden bütün hedeflerimi hayallerimi ve hayallerime giden yolları öksüz yetim bir başına oldukları yerde bırakıyordum. Sonra da mutsuz, tatsız, keyifsiz bir hal alıyordum. Ve sebepler arıyordum; mutsuzluğuma kaynaklar... Bir karar vermeliydim. Hayat seçimlerden oluşurdu. Bu yaşıma kadar ki seçimim beni yanıltmıştı. Ve düşündüm.Ya hayatı hedef olarak görecek ona ulaşmak için bütün ömrümü feda edecektim ya da hayatın bir yolculuk olduğunu fark edip bu yolculuğun her anını dolu dolu yaşayacak, keyif alacaktım. Tercihimi yaptım ve trene bindim. Artık istasyona ne zaman ulaşacağımı düşünmüyorum. Yolculuktaki tatlar, manzaralar, gülmeler, ağlamalar, kazalar, haykırışlar, mutluluk gözyaşları benim için daha önemli.... Ve bu yolculuğu ölümsüzleştirmek için işte bu blogu açmaya karar verdim. Evet, bu blog benim en sadık yol arkadaşım olacak. Biliyorum.

Sevgilerle
Ayşe~

Yorumlar